dust pan and brush
Photo by Jan Kop?iva on Pexels.com

İklim Krizi 101

0 Shares
0
0
0
0
0

Kritik iklim krizi meselesiyle ilgili karmaşık gözüken ve birbirine giren kavramları basitçe ortaya koymak, bu konuları daha fazla kişinin anlayabilmesi ve böylece aksiyona geçmesi için önemli. Hep vurguladığım gibi bu konuda da önemli sorumluluk iletişimcilerde.

Şöyle basit bir akış yapmaya çalışalım:

İnsan > Sera Gazı > Küresel Isınma > İklim Krizi

Krizi başlatan: İnsan

İnsanlığın özellikle son 200 yıllık üretim, tüketim ve modern yaşam pratikleri, atmosferi bir battaniye gibi saran ve dünyanın canlılar için yaşanabilecek bir ortalama ısıda kalmasını sağlayan sera gazlarının hem miktarını hem de yapısını değiştirdi.

Hep bahsedilen bu sera gazlarının işlevi ne?

Sera gazı, karbondioksit (CO₂), metan, su buharı, ozon gibi gazlardan oluşuyor. Atmosferi kaplayan sera gazı, yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının bir kısmını tutar ve tekrar yeryüzüne gönderir.

Yani, sera gazı sayesinde yeryüzündeki ortalama sıcaklık insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatını sürdürmesine imkân verecek düzeyde, yaklaşık 15°C’de kalır. Sera gazı olmasaydı, yeryüzünün ortalama sıcaklığı -18°C civarında olurdu.

Peki, yaşamsal sera gazı neden şimdi gezegen için bir tehdide döndü? Çünkü yapısı değişti. İşte bahsettiğimiz insan kaynaklı durum, sera gazı içindeki karbondioksit miktarını ciddi oranda ve hızla artırdı.

Karbondioksit 800.000 yıldır en yüksek seviyede!

Karbondioksitin neredeyse yüzde 75’i insanlığın üretim, ulaşım ve yaşam alanları için gerekli olan fosil yakıt bazlı enerji tüketiminden kaynaklanıyor. Bu tüketim öyle bir seviyeye geldi ki atmosferdeki karbondioksit birikiminin en az 800 bin yıldır ulaştığı en yüksek düzeyde olduğu hesaplanıyor.

İşte, küresel ısınmanın ana sebebi bu yoğun karbondioksit artışı.

Karbondioksit atmosfere eklendikten sonra, uzun bir süre (300 ila 1000 yıl arasında) atmosferde kalıyor. Dolayısıyla, bugün hararetle tartıştığımız düşük karbon ekonomisine geçiş konusunun kilit önemi tam da burada.

Küresel tehdit: Isınma

Böylece hava ısınıyor. Geçtiğimiz yüzyıldan beri küresel ısınma artışı ortalama 1,2°C’ye ulaştı.

İyi de tüm bu kıyamet çağrıları sadece 1-2°C ortalama sıcaklık artışı için mi yapılıyor? Bu kadar önemli mi?

Evet, önemli. Hem de çok! İklim krizini tetikleyen olgu işte bu sıcaklık artışı.

Atmosfer sıcaklığındaki değişiklikler, okyanus akıntıları ve eriyen buzullar doğada hızla birbirini takip eden bozulmalara yol açıyor. Tüm bu bozulmalar da gezegende birbirine bağlı tüm ekosistemi etkiliyor, yapısını bozuyor ya da değiştiriyor. Doğanın, binlerce yıllık düzenini alt üst ediyor.

Öyle ki, dünyanın yağmur ormanlarını yangına meyilli savanlara dönüştürecek düzeyde kuraklıkları tetikliyor. Hiç şahit olmadığımız sellere ve fırtınalara yol açıyor. Doğa, bozulan dengesini bulmak için her geçen gün daha da hırçınlaşıyor.

Okyanuslar, bugüne kadar artan ısınmanın yüzde 93'ünü ve karbondioksit emisyonlarının yüzde 25'ini emdi. Yani, insan kaynaklı ısınma ve emisyonlarla bozulan dengeyi toparlamak için -canı pahasına- mücadele verdi.

Canı pahasına çünkü bu amansız mücadele, okyanusları hasta etti. Okyanus suyu sıcaklıkları arttı ve asitlenme başladı. Asitlenme, okyanuslarda karbonu tutmayı sağlayan birçok mikro organizmayı olumsuz etkiliyor. Bu da okyanusların karbon ve ısı tutan muhteşem sistemlerinin çökmesine sebep oluyor.

Dünyanın yüzde 70’ini kaplayan okyanusların, akıntı sistemleriyle iklim üzerinde etkisinin büyük olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Krizi çözecek olan: İnsan

En başa dönersek, iklim krizi meselesi insandan başlıyor. Çözümü de yine insanda. Mekanizma aslında oldukça basit. Üretim ve tüketim pratiklerini dönüştürmek bir zorunluluk.

Bu, elbette söylendiği kadar kolay değil. Topyekün bir bilinç, kolektif hareket ve elbette devletler ve organizasyonlar düzeyinde çok net, tutarlı ve sağlam adımlar atılması gerekiyor. 

Yine de her birimizin bu konuda sorumluluğu olduğunu unutmadan, kendi dönüşüm yolculuğumuza başlamamız gerekiyor. Çok geç olmadan…


Yorum Yap