falling chess pieces
Photo by Alex Neri on Pexels.com

Kral çıplak: ESG!

0 Shares
0
0
0
0
0

Sanırım kral çıplak demenin zamanı geldi de geçiyor. Dünyanın son yıllarda ezberlediği kısaltmalardan olan ESG’nin (environmental, social, governance) pek çok açıdan E, S ve G olarak ayrılması, her biri için ayrı ve tekil metodolojilerinin belirlenmesi ve sonra tekrar nasıl bir araya getirileceğinin düşünülmesi gerekiyor. Yoksa, dünyanın geleceği için kritik önemde olan bu konu, çok temel kavramsal sorunlar yüzünden gündemden düşme riski ile karşı karşıya kalacak.

Eleştiriler çoktan başladı bile. Savaş, gıda ve enerji krizi, yüksek enflasyon, ekonomik durgunluk ve likidite sıkıntısı özellikle 2018’den bu yana yılda ortalama 8 milyar dolar büyüyen ESG odaklı yatırımlara şöyle bir göz dikilmesine yol açtı.

2025’e kadar ESG odaklı yatırımların büyüklüğünün 50 trilyon dolar seviyesine çıkması bekleniyor. Bu sadece, dünya üzerindeki yatırım fonlarının ESG odaklı yatırımlara aktarıldığı tutar.

Bir de özellikle iklim krizi ile ilgili dönüşüm için yapılması gereken bir yatırım var. Bunun için de ortaya konulan tutar yıllık yaklaşık 1 trilyon dolar. Yani, devasa bir bütçeden bahsediyoruz; üstelik de oldukça sıkışmış günümüz global konjonktüründe. Ve elbette büyük paranın olduğu yerde büyük savaşların da yaşanması kaçınılmaz.

ESG fonları kırılgan mı?

Basit bir soruyla başlayalım. Biraz tasarrufunuz var. Bireysel bir yatırımcı olarak, birikimlerinizi herhangi bir ESG fonuna yatırdığınızda, kar elde etmeyi hedeflerken dünyaya fayda sağlayacak iyi bir şey yapmanın rahatlığını yaşarsınız, değil mi? Teoride evet ama bu kadar emin olmayın.

Nedeni basit. ESG konusunda küresel düzeyde henüz tam ve net olarak anlaşılmış bir ölçüm, raporlama ve etki analizi mekanizması yok. Bundan dolayı da bir karmaşa var.

Çünkü ESG kavramı çok katmanlı ve karmaşık. ESG için etki ve fayda analizini neye göre yapacaksınız? Emisyonların ölçülmesi ve çevresel etkinin belirlenmesi mi yoksa toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitlilik gibi konularla ilgili somut gelişmeler mi? Ya da doğru yönetişim modelleri ve etik tedarikçi politikaları gibi kantitatif olarak ölçülebilecek ve genel olarak endekslenebilecek konular mı?

Peki, tüm bunların finansal etkisini ortaya koyabilecek tekil bir metodolojiniz var mı? Cevap: Hayır, yok. ESG verisi işleyen derecelendirme şirketleri var ama bunların da kabul görmüş tekil bir endeksleme yöntemi yok.

Durum böyle olunca da daha çok temel bazı noktalarda kavramsal tartışmalar yaşanıyor. S&P’nin Tesla’yı ESG endeksinden çıkarması kafa karışıklığı yaratan bir durum. Öyle ya, iş modeli elektrikli araç üzerine kurulmuş bir şirket nasıl olur da ESG endeksinden çalışanlarına yönelik kötü uygulamalar yüzünden çıkartılır? Peki ya fosil yakıt şirketlerini ne yapacağız? Onlar zaten iş kolları yüzünden ESG endeksleriyle daha en baştan prensip olarak çelişkili bir konumda değiller mi? Hayır, öyle de gözükmüyor.

Elbette, kimse Tesla'nın çalışan ayrımcılığı iddialarına kayıtsız değil, ama; eğer durum buysa, o zaman doğası gereği, fosil yakıta dayalı operasyonlar ve işletmeler tüm ESG endekslerinden mantık olarak doğrudan men edilmeli? Öyle değil mi?

Bir kez daha ve ne yazık ki para önemli!

Ekonomik darboğazda, kurumlar ve bireyler paralarının en azından değer kaybetmemesi ve elbette üstüne değer kazanması için yatırımlarını yönlendiriyorlar. ESG odaklı fonların olası düşük getirileri, böylesi bir dönemde bu konulara olan ilgi ve eğilimin azalmasına sebep oluyor.

ESG fonlarının getiri açısından zayıf kaldığına ve aynı zamanda sosyal fayda açısından çok az etkiye sahip olduğuna dair çok fazla kanıt var. UCLA ve NYU tarafından yakın zamanda yapılan bir araştırma, küresel ESG fonlarının son 5 yılda daha geniş pazarda yılda yüzde 2,5'ten fazla düşük performans gösterdiğini ortaya koydu. Yatırım yöneticileri bu düşük performansı sonsuza kadar savunabilir mi? Tabii ki hayır!

Üstüne, ölçüm ve etki metodolojilerindeki boşluklar finansal getirinin yanında ESG odaklı faydanın da ortaya konulmasını güçleştirdiğinde iş tamamen anlamsızlaşmaya doğru gidiyor.

ESG felsefesini benimseme zamanı, öldürme değil

Bu konularda kararsız ve tedirgin adımlarla geri değil, net ve ileriye hızlı adımlar atmak gerekiyor. Dünyanın bu konularda yakaladığı rüzgarı kaybetmiş olması, zaten zamanla yarışılan sıkıntılı durumu daha da karanlık hale getiriyor.

ESG felsefesini benimsemenin zamanı. Bunun için de vakit kaybetmeden ortak bir kavramsal teori ortaya konulmalı.

Tekrar edeyim: ESG'nin çeşitli açılardan E, S ve G'ye ayrılması gerekiyor. Her biri için ayrı ve tekil ama net metodolojiler belirlenmeli. Daha sonra bunların nasıl bir araya getirileceği formüle edilmeli.

Kurumsal ve akademik dünyaya bu konuda çok sorumluluk düşüyor, elbette eğer yapabilirlerse…


Okuma Önerisi: ‘Sustainable’ by Terrence Keeley, Columbia University Press

Yorum Yap