man people dirty portrait
Photo by Denis Hasanica on Pexels.com

Fosilden kaçarken nükleere tutulmak!

0 Shares
0
0
0
0
0

Dünya fosil yakıtlardan çıkışı konuşurken, acaba riskleri ortada olan nükleer enerji konusu ne durumda? Nükleer gündemden tamamen çıkıyor mu yoksa tersine politika yapıcıların kozu olarak önemini artırıyor mu?

Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, özellikle kamuoyu baskısıyla, yüzyılın ortasında kadar sera gazı emisyonlarını sıfırlama taahhütleri verdi. Bu, fosil yakıtlardan uzaklaşarak, temiz enerji kaynaklarının kapasitesinin artırılması anlamına geliyor. Rüzgar ve güneş gibi temiz enerji kaynaklarının kapasitesi hızla büyüyor.

Ama soru şu: Dünyanın, artan nüfus ve üretim büyümesi ile birlikte, ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamak için bunlar yeterli olacak mı?

Yeni umut nükleer mi?

Hükümetler, bu sorunun cevabının ‘nükleer enerji’ ile yanıtlanmasına yönelik sessiz sedasız bir çalışma içindeler. Dünya çapında 450 reaktör, büyük kazalarla etkilenen itibarı ve alternatif enerji kaynaklarının gelişimiyle etkisini yitirerek, bugün küresel elektriğin sadece yüzde 10’unu üretir durumda.

Ancak, son dönemde, teknolojinin de etkisiyle, tartışılan nükleer enerjinin yeniden yıldızı parlıyor gibi gözüküyor.

Çin, ABD, Fransa, Hollanda nükleer enerji yatırımlarını artırıyor.

ABD'de, Başkan Joe Biden tarafından Kasım ayında yasalaştırılan 1,2 trilyon dolarlık altyapı paketi, mevcut nükleer santrallerin daha uzun süre çalışmasını sağlamak için 6 milyar dolarlık sübvansiyon içeriyor. Ayrıca, yeni nükleer teknolojilerin araştırılması ve geliştirilmesi için de 2,5 milyar dolar kaynak ayırıyor.

Çin, önümüzdeki 15 yıl içinde 150'den fazla yeni reaktör inşa etmeyi planlıyor. Beş yıl içinde de dünyanın en büyük nükleer enerji üreticisi olarak ABD'yi geride bırakacak. Geçtiğimiz on yılda Çin, erime riskini azaltan bir teknoloji olan erimiş tuz reaktörlerine yaklaşık 470 milyon dolar yatırım yaptı. Çin şimdi radyoaktif plütonyum veya uranyum yerine toryumu yakıt olarak kullanan ilk erimiş tuz reaktörünü inşa ediyor.

Fransa, "yeniden sanayileşme" yönündeki çabasının bir parçası olarak, 2030 yılına kadar nükleer enerji için 1,13 milyar dolar harcayacak.

Hollanda, nükleer enerjiyi ülkenin düşük karbonlu enerji karışımında güneş, rüzgar ve jeotermal enerjinin "tamamlayıcısı" olarak görüyor. Buna göre, mevcut bir nükleer santrali bakıma alarak ömrünü uzatmak ve iki yeni reaktör inşa etmek için de 566 milyon dolar yatırım yapacak.

Nükleer enerji konusunda tereddütleri olan bir ülkenin en önemli hikayesi, Avrupa'nın endüstriyel güç merkezi Almanya. 2011'den önce nükleer enerji, Almanya'nın elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 25'ini oluşturuyordu. Ülke, 1986'da Sovyetler Birliği'nde meydana gelen Çernobil nükleer kazasından etkilenen 1980'lerin sonlarından beri yeni bir reaktör inşa etmemişti, ancak reaktörlerinin çoğunu 2030'lara kadar çalıştırmayı planlıyordu.

Ama 2011’de, Japonya'da şimdiye kadar kaydedilen en güçlü depremin tetiklediği Fukushima nükleer kazası meydana geldi. Önemli can kayıplarına ve uzun vadeli sağlık sorunlarına neden olan Çernobil'den farklı olarak Fukuşima, radyasyona maruz kalma nedeniyle can kaybı ve "Fukushima sakinleri arasında olumsuz sağlık etkileri" ile sonuçlanmadı.

Yine de, Fukushima'dan sonra Almanya nükleer kapasitesinin neredeyse yarısını hemen kapattı ve kalan nükleerden de aşamalı çıkışını hızlandırdı. Ülkenin aktif son üç reaktörünün bu yıl kapatılması planlanıyor.

Avrupa Birliği: ‘Nükleer, yeşil enerji kaynağıdır!’

Avrupa Birliği, geçtiğimiz günlerde, "ağırlıklı olarak yenilenebilir temelli bir geleceğe geçişi kolaylaştırmak için" finansman amacıyla nükleeri "yeşil" bir enerji kaynağı olarak sınıflandırmayı önerdi. İlginç ve çok tartışmalı değil mi?

Nükleer enerji, oluşturduğu riskler açısından endişe verici. Korkunç etkilerine dünya daha önce tanık oldu. Ülkeler bazında üretim, gözetim, güvenlik önlemlerinin kesinliğine dair bir ‘emin olma’ durumu da söz konusu değil.

Yine de bugün pek çok nükleer start-up, yeni bir nükleer endüstrinin oluşturulması için çalışıyor. Bunların çoğu, yeni nesil küçük modüler reaktörler (SMR) geliştirmeye odaklanıyor. Malzeme olarak daha bol bulunan ve daha az atık üreten toryum gibi yeni malzemeler deneniyor. Teknoloji yardımıyla mevcut nükleer atıkların ayrıca bir yakıt kaynağı olarak kullanılması konusu araştırılıyor.

Henüz bir netlik ya da ekonomik ölçekte rekabetçi bir gelişme yok. Çin, toryum reaktörlerini deniyor. Bill Gates tarafından kurulan bir girişim olan TerraPower, on yıldan fazla bir süredir natrium reaktörleri üzerinde çalışıyor. Bugün henüz bulunmamış bir teknoloji önümüzdeki dönemde tüm bu gelişmelerin ölçeklendirilmesine fayda sağlayabilir.

Sonuç?

Sonuca varmak zor ve karmaşık. Enerji tüm dünya için kritik bir ‘emtia’. Ekonomi savaşlarının göbeğinde ve tek boyutlu değil. Gelişen teknoloji ile mevcut riskler yönetilebilir hale gelecek olsa da politik, ekonomik ve sosyal düzlemde konunun her boyutuyla ve şeffaf olarak tartışılması gerekiyor.

Fosil yakıtlardan kaçarken nükleere tutulup, çok daha büyük insanlık ve çevre sorunları yaratılmayacağı konusunda tüm katmanlarda uzlaşma ve anlaşma şart.

Devletlerin, dünya ve geleceği açısından bu tür önemli kararları verirken artık toplumları göz ardı ederek ilerlemesi doğru değil. Toplumsal uzlaşma için de şeffaf, net iletişim kanalları kurulması, konunun tüm yönleriyle ortaya konulması, açıklanması ve karar mekanizmalarının buna göre titizlikle geliştirilmesi önem taşıyor.


Kaynaklar:

Is Nuclear Power Part of the Climate Solution? by Gernot Wagner, The Wall Street Journal

The Second Coming of Nuclear Power? by David H. Freedman, Newsweek

Yorum Yap