black and white female fence freedom
Photo by Pixabay on Pexels.com

Özgürlük ve tercihler ekseninde yaşam

0 Shares
0
1
0
0
0

Kötü şartlarda büyümüştü. Zor bir hayat yaşarken 2 çocuk doğurmuş, bakamadığı için ikisini de evlatlık vermişti. 3. çocuğuna hamile olduğunu öğrendi. Bu sefer doğum yapmak istemedi. Kürtajdan başka çözüm yoktu ama o da kanunen yasaktı.

Bir arkadaşına danıştı. Arkadaşı ona ‘tecavüze uğradığını ve bu nedenle çocuğu aldırmak istediğini’ söylemesini tavsiye etti. Çünkü o günlerde, yaşadığı eyalette sadece tecavüz ve ensest mağdurları için kürtaja izin vardı. Arkadaşının söylediğini yaptı ama tecavüze uğradığına dair polis delili olmadığı gerekçesiyle bu iddiası kabul edilmedi. Davayı kaybetti. Çocuğu doğurmak zorunda kaldı ve onu da tıpkı diğer 2 çocuğu gibi evlatlık olarak verdi.

Bugün, ABD’nin en hararetli süren anayasal kürtaj hakkı tartışmasının çıkış noktasıydı bu dava. 1969 yılında, kürtaj hakkı kullanmak isteyen Norma McCorvey’ın avukatları, Teksas'ın kürtaj yasalarının anayasaya aykırı olduğunu iddia ederek bölge savcısı Henry Wade'e karşı ABD federal mahkemesinde dava açtı. Norma McCorvey, davada gerçek adı yerine, Jane Roe takma adını kullandı.

Konu, yerel mahkemeden çıkarak, ABD Yüksek Mahkemesi’ne taşındı. 1973'te Yüksek Mahkeme, McCorvey'in lehine karar vererek, anayasanın hamile bir kadına kürtaj olup olmamayı seçme hakkını koruyan "mahremiyet hakkı" sağladığına dair kararı 7’ye 2 çoğunlukla verdi.

Bu karar, kürtajın kadın ile doktor arasında mahrem bir konu olduğunu işaret ederek, ilk defa kürtaja federal bir yasal zırh oluşturuyordu. Bu meşhur dava ve sonrasında çıkan karar da ‘Roe v. Wade’ kararı olarak tarihe geçti.

50 yıl sonra geriye dönüş

Bu karardan yıllar sonra, 2022 yılının Haziran ayında, aynı ABD Yüksek Mahkemesi, ülke genelinde kürtaj hakkını anayasal olarak garanti altına alan 1973 tarihli "Roe v. Wade kararını" iptal etti.

50 yıl sonra geri adım atılarak alınan bu karar ile kürtaj anayasal bir hak olmaktan çıkarken, bu konudaki kanunlar eyaletlerin kendi inisiyatiflerine bırakıldı. Birçok eyalette bu kararı takiben yasaklamalar başladı. Elbette her iki görüşten de hararetli tartışma ve gösterilerle birlikte…

Kamuoyu net şekilde ikiye ayrılmış durumda. ‘Pro-choice' (tercih yanlısı) çevreler, kürtajın mahrem ve kişisel bir konu olduğunu ve bu konuda son kararın annenin tercihi olacağını savunuyor. Doğal olarak ‘anne’ adayına odaklanmış bir bakışa sahipler.

’Pro-life' (yaşam yanlısı) çevreler ise bebeğin dölleme ile ‘insan’ hüviyetini kazandığını ve yaşamını korumanın bir yükümlülük olduğunu savunuyor. Dolayısıyla, anne ve annenin koşullarından çok ‘bebeğe’ odaklanmış bir bakışa sahipler.

Günümüzde kürtaj, hala en tartışmalı ve en sert etik ve politik savaş alanlarından biri olmaya devam ediyor. 24 ülkede kadınların hamileliklerini her koşulda sonlandırmaları tamamen yasa dışı. 37 ülkede ise annenin hayatının tehlikede olduğu durumlar dışında, kürtaja erişim mümkün değil.

Örneğin, Polonya'da kürtaja erişim son derece kısıtlı. Kürtaj ancak hamilelik tecavüz veya ensest gibi yasa dışı bir eylemden kaynaklandığında veya bir kadının sağlığını tehdit ettiğinde uygulanabilir. Geçtiğimiz aralık ayında da Polonya, doktorların tüm gebelikleri ve düşükleri hükümete bildirmelerini zorunlu kılacak merkezi bir gebelik kaydı başlatmayı planladığını da duyurdu.

Temel insan hakları nedir?

Gelelim şimdi tartışmanın temel insan hakları boyutuna. Bu konuyu kişisel özgürlükler, mahremiyet, eşitlik gibi çok temel insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde nasıl değerlendireceğiz? Doğurmak ve anne olmak isteyenler kadar, bunu istemeyen kadınların da haklarını korumak gerekmiyor mu? Hep tartıştığımız toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemli bir uzantısı değil mi bu konu?

Bugün kürtaj ile ilgili atılan bu geri adım, farklı dönemlerde elde edilmiş özgürlüklerle ilgili de bir tehdit içerir mi? Örneğin, ‘Loving v. Virginia’ davası gibi…

Dava, 1958'de evlendikleri için bir yıl hapis cezasına çarptırılan beyaz olmayan bir kadın olan Mildred Loving ve beyaz kocası Richard Loving ile ilgiliydi.

Haziran 1967'de Yüksek Mahkeme, Lovings'in lehine oybirliğiyle karar verdi ve mahkumiyetlerini bozdu. Kararı, Virginia'nın ırk ayrımcılığına karşı yasasını geçersiz kıldı ve Amerika Birleşik Devletleri'nde evliliğe ilişkin tüm ırk temelli yasal kısıtlamaları sona erdirdi.

Taraf olarak kurumsal dünya

Sanırım kurumsal dünya da böyle düşünüyor ve buna göre özellikle ABD’de ortadan kaldırılan bu anayasal güvenceye karşılık, çalışanlarını korumaya yönelik önemli kararları birer birer açıklıyorlar.

Walt Disney, Jpmorgan Chase, Apple, Amazon, Netflix, Paramount gibi şirketler, ABD Yüksek Mahkemesi’nin “Roe v. Wade”i düşürme kararı ışığında, kürtaj yaptırmak isteyen çalışanlarının seyahat masraflarını karşılayacaklarını belirttiler. Bazı şirketler, sadece seyahat masraflarını değil, tıbbı operasyon giderlerini de karşılayacaklarını taahhüt ediyor.

Bu, eğer yaşadıkları eyalette kürtaj yasağı varsa, çalışanlarının bunun yasal olduğu bir başka eyalete gidip, orada operasyon geçirmelerini maddi ve manevi olarak destekleyici çok önemli bir eylem.

Patagonya, bunun da ötesine geçerek, ABD Yüksek Mahkeme’sinin önünde “üreme adaleti” gerekçesiyle “barışçıl” protesto gösterileri yaparken tutuklanacak çalışanlarının kefaletini de ödeyeceğini duyurdu.

Bireysel özgürlükler ve kamu hakkı arasında ince çizgi

Kürtaj ekseninde gerçekleşen tartışmalar, aslında bireysel hak ve özgürlükler kapsamından bağımsız değerlendirilemez. Burada dikkat çekici olan, belki de ilk defa kurumsal dünyanın bu netlikte kamu-politik dünyaya karşı bayrak açarak, çok net bir taraf olarak kendini konumlaması olabilir.

Bugün çalışanları için böyle pozisyon alan şirketler, önümüzdeki dönemde toplum için de -yasalara rağmen- bireysel özgürlükleri (umarım) destekleyici davranacaktır. Bugün çalışanlarının hakları için farklı eyaletlere seyahat etmesini destekleyen şirketler, aynı şeyi bu noktada erişim sıkıntısı çeken toplumun farklı kesimleri için de yapmaya başlayacaklardır.

Bunun, kamu tepkisine ve yasal sorumluluğa yol açıp, açmayacağını da önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ancak şurası kesin ki; bireysel, toplumsal ve sosyal konularda paydaşlarına uzun dönemli değer yaratma ekseninde, şirketlerin net ve doğrudan tutum aldığı sağlam örneklerden biri olarak bu konu tarihe geçecek.

Hep tartıştığımız, insanca sağlıklı sürdürülebilir gelecek için de cesaret verecek.


Kaynaklar:

https://www.cnbc.com/2022/06/24/roe-v-wade-overturned-by-supreme-court-ending-federal-abortion-rights.html

https://www.nytimes.com/news-event/roe-v-wade-supreme-court-abortion?name=styln-abortion-us&region=TOP_BANNER&block=storyline_menu_recirc&action=click&pgtype=LegacyCollection&variant=show

https://www.theguardian.com/us-news/roe-v-wade

https://www.bloomberg.com/news/articles/2022-06-24/key-biden-allies-in-g-7-aghast-at-abortion-rights-reversal-in-us

https://edition.cnn.com/2022/06/24/tech/companies-abortion-reaction/index.html

https://www.hrw.org/news/2022/06/24/us-abortion-access-human-right

Yorum Yap