black and white no war text
Photo by cottonbro on Pexels.com

#SavaşaHayır!

9 Shares
0
9
0
0
0

Savaş ve sürdürülebilirlik. Yan yana gelmesi mümkün olmayan iki kelime. Biri acımasızca yok etmeye diğeri ise her şeye rağmen yaşatmaya odaklı. Ama bu, iki kavramın birbiri ile yaşamsal bir bağlantısı olmasına da engel değil…

İnsanlık, dizginlenemeyen aç gözlülüğü ve acımasızlığı ile kendi varlığını tehdit etmeyi sürdürüyor. Bırakın bundan 20, 30 ya da 50 yıl sonrasını konuşmayı, bu ilkel iç güdülerle insanlık adına ölümcül kararları göz kırpmadan veren dünyanın her yerindeki psikopatlar sayesinde bugün temel yaşam hakkımızı nasıl koruyacağız onu tartışıyoruz.

Evet, insanlar ölürken savaşları sürdürülebilirlik ekseninde konuşmak saçma gelebilir. Ama aslında savaş gibi kitlesel olarak en yıkıcı meseleyi tam da sürdürülebilirlik ekseninde konuşma zamanı değil mi?

Savaşın, başta insan hayatının korunması ve devamı için, sürdürülebilirlik ekseninde kritik ve varoluşsal bir önemi var. Sürdürülebilirlik için tüm insanlık adına sağlıklı bir gelecek sağlama amacı diyorsak, zaten savaş en temelde konunun öznesine; yani insana ve yaşamına doğrudan kasteden bir kavram.

Atom bombası acımasızlığı!

1945'te, İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Japonya'da ilk kez nükleer silahlar kullanıldı. 6 Ağustos'ta Hiroşima'ya Little Boy adlı bir uranyum bombası, ardından 9 Ağustos'ta Nagazaki'ye Fat Man adında bir plütonyum bombası atıldı.

Atom bombalarının ilk etkisi, dev bir ısı dalgasının eşlik ettiği kör edici bir ışıktı. Kuru yanıcı maddeler alev aldı ve patlama alanlarından yarım mil uzaklıktaki tüm insanlar ve hayvanlar anında öldü. Birçok yapı çöktü. Nagazaki'de depremlere dayanacak şekilde tasarlanmış yapılar bile havaya uçtu. Birçok su hattı koptu. Su sıkıntısı nedeniyle yangınlar söndürülemedi ve patlamadan altı hafta sonra şehir hala su sıkıntısı çekiyordu.

Hiroşima'da bir dizi küçük yangın, rüzgarla birleşerek bir ateş fırtınası oluşturdu. Patlamalardan sonraki birkaç gün içinde radyasyon hastalığı çirkin yüzünü göstermeye başladı. Sonraki yıllarda çok daha fazla insan bundan ölecekti.

Hiroşima'da anında 100.000 kişi, Nagazaki'de ise 40.000 kişi öldü. Sonraki yıllarda radyasyondan ölenlerin sayısı ise 300.000 kişiyi geçti.

Patlamalar, etrafta uçuşan toz partikülleri ve radyoaktif kalıntılardan ve her yerde yanan yangınlardan hava kirliliğine neden oldu. Patlamada birçok bitki ve hayvan yok oldu ya da radyoaktif yağıştan birkaç dakika sonra öldü.

İçme suyu elde etmek için kullanılan kuyuları tıkayan radyoaktif kumlar, kolay çözülemeyecek bir içme suyu sorununa neden oldu. Yüzeysel su kaynakları, özellikle radyoaktif atıklarla kirlendi. Tarımsal üretim zarar gördü.

Özetle, insanlarla birlikte hayvanlar ve çevre de öldü ya da büyük zarar gördü.

Vietnam’da savaşın izleri hala sürüyor!

Vietnam Savaşı’nda gerillaları barındıran orman örtüsünü kırmak ve Vietnamlı köylüleri yiyecekten mahrum bırakmak için büyük bir herbisit programı uygulandı.

Vietnam 1,5 milyon yurttaşını ve zehirlenme sonucu topraklarının 3'te birini kaybetti. 1962 ve 1971 yılları arasında uygulanan ve Agent Orange adı verilen bir kimyasal özellikle zararlıydı. Tahminen yarım milyon çocuk, dioksinle ilgili anormalliklerle doğdu. Agent Orange bugün de Vietnamlıların sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.

Amerikalılar ise bölgede 58 bin ölü bırakırken, savaş sonrası Vietnam'dan ülkelerine dönen askerlerin önemli bir kısmı da intihara kadar giden sorunlar yaşadı.

Kongo İç Savaşı ve toplu kıyımlar!

Kongo Demokratik Cumhuriyeti olarak bilinen eski Zaire'de Kongo iç savaşı yaşandı. Çoğu hastalık ve açlıktan 3 milyondan fazla insan öldü. 2 milyondan fazla insan mülteci durumuna düştü. İnsanların sadece yarısının temiz içme suyuna erişimi vardı. Birçok kadın tecavüze uğradı. Bu da HIV-AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıkların hızla yayılmasına neden oldu.

Mülteciler, nesilleri tehlikede olan vahşi yaşamı karın doyurmak ve satmak için avlamaya başladı. Afrika'daki fil popülasyonları, fildişi avcılığının bir sonucu olarak ciddi şekilde azaldı. WWF tarafından yapılan bir anket, bir milli parktaki su aygırı nüfusunun otuz yıl önce 29.000'den 2005'te sadece 900'e düştüğünü gösterdi. UNESCO, beş parkı da 'tehlikede olan dünya mirası' olarak listeledi.

İnsanlığın utanç listesi kabarıyor!

Farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda ve sonu trajediyle sonuçlanan içi boş sebeplerle dünya üzerinde pek çok savaş yaşandı ve maalesef yaşanmaya da devam ediyor. Bir yandan teknolojik gelişmelerle medeniyetinin üst sınırlarını zorlayan insanlık, diğer yandan en ilkel ‘öldürme’ iç güdüsünden vazgeçemiyor.

Sürdürülebilir sağlıklı bir gelecek için önce insanlığın kendi içindeki bu gözü dönmüşlüğü (ve gözü dönmüşleri) engellemesi gerekiyor.

Onun için her durum ve koşulda öncelikle #SavaşaHayır!


Kaynaklar:

https://en.wikipedia.org/wiki/Vietnam_War

https://www.lenntech.com/environmental-effects-war.htm

https://www.theguardian.com/environment/2014/nov/06/whats-the-environmental-impact-of-modern-war

https://www.un.org/en/observances/environment-in-war-protection-day

https://www.bbc.com/news/world-africa-13283212

https://en.wikipedia.org/wiki/Agent_Orange

Yorum Yap