Gücü etkisinde: Spor aktivizmi

0 Shares
0
0
0
0
0

16 Ekim 1968'de Meksika'daki Olimpiyat Oyunlarında, iki Afrika kökenli Amerikalı atlet Tommie Smith ve John Carlos, zorlu 200 metre yarışının sonunda altın ve bronz madalya almaya hak kazandı.

Madalyalarını almak için kürsüye çıktılar. Tam Amerikan milli marşı başlarken, tarihsel yankı uyandıracak bir olay oldu. İki Amerikalı atlet, milli marşları çalınırken, ülkelerindeki ırk ayrımcılığını protesto etmek için başlarını indirdi ve yumruklarını havaya kaldırdı.

Bu arada siyahların yoksulluğunu vurgulamak için ayakkabılarını çıkarmış, ellerine de siyah eldiven geçirmişlerdi. Smith, siyahların gururunu temsil etmek için siyah bir fularla; Carlos ise mavi yakalı işçilerle dayanışmayı sembolize eden boncuklu bir kolye ile kürsüdeydi. Boncuklar linç edilen, öldürülen, asılan ve katranlanan kişiler içindi.

Bu sessiz ama güçlü protestonun sonuçları onlar ve aileleri için korkunç oldu. Smith ve Carlos stadyuma siyaset sokmaya çalışmakla suçlandı. Takımdan ve olimpiyat oyunlarından atıldılar. Carlos'un Vietnam'da asker olarak hizmet eden kardeşleri derhal terhis edilerek ordudan uzaklaştırıldı. Carlos'un eski karısı intihar etti. Smith ve Carlos işsiz kalarak, sonrasında geçimini dahi sağlayamadı.

1968’de iki sporcunun yaptığı bu cesur protesto, bugün, spordaki en güçlü ve ünlü barışçıl protestolardan biri olarak kabul ediliyor.

Spor Aktivizmi

Yüzyıllar boyunca spor, yalnızca rekabetin veya eğlenmenin bir yolu olarak görülmedi. Spor, ağır olarak siyasete bağlandı. Toplumları yönetmek, yönlendirmek ve hatta uyuşturmak için kullanıldı. Zaman içinde de yine toplumun bir yansıması olarak, etkili protestolar için bir platforma dönüştü.

Elbette sporun sosyal ve toplumsal gücü eşsiz. Toplumun beklentilerine paralel olarak spor da değişiyor. Temel insan hakları, eşitlik gibi konular artık sporun merkezinde tartışılıyor. Buradan tetiklenen ve büyüyen konular da dalga dalga topluma yayılıyor.

Etki ve erişim gücü ile sporcular da toplumdaki bu tür kırılmaların ve beklentilerin paralelinde ön saflarda yer alarak, mesaj ileten ve farkındalık sağlayan sözcüler olarak öne çıkıyor.

Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu sosyal, ekonomik ve hatta çevresel konularla ilgili olarak spor ve sporcular yaratabilecekleri etki açısından kritik rol oynuyor.

Son dönemin sembolik önem taşıyan olaylarından biri hala hafızalarda taze. 26 Ağustos 2016’da Amerika’da National Football League (NFL) sezon öncesi hazırlık karşılaşmaları sırasında Colin Kaepernick ırkçılık karşıtı bir protesto yaparak, milli marşın okunduğu sırada diz çöktü.

Kaepernick’in bu hareketi farklı kanatlarda büyük yankı yaptı. Başlattığı bu sembolik hareket, Mayıs 2020’de George Floyd’un ölümünün ardından hız kazanan Black Lives Matter hareketi ile spor camiasına yayıldı ve birçok sporcu diz çökerek siyahilere yapılan ayrımcı tutum ve davranışlara tepkisini göstermeye başladı.

Futboldan çok protestolarla konuşulan Dünya Kupası!

Katar’da düzenlenen Dünya Kupası da tarihe geçecek protestolara sahne oluyor. İnsan hakları ihlalleri ve cinsiyet eşitliği gibi konularla eleştirilen Katar, arkasına Fifa’yı almasına rağmen, farklı ülkelerin milli takımlarının farklı gerekçe ve yöntemlerle gerçekleştirdiği protestolara engel olamıyor.

İşte İran milli takımı. Belki de hayatları pahasına, ülkelerindeki baskıcı rejime karşı cesurca tavır alarak, sessiz bir protesto yaptılar. İngiltere maçı öncesi, ülkelerinin milli marşını söylemeyerek, sessiz kaldılar. Tribünlerde de protestolar vardı.

İran'ın takım kaptanı Ehasan Hajsafi, Doha'daki maçtan önce yakınlarını kaybeden ailelere taziyelerini ileterek, ‘yanlarında olduğumuzu bilsinler’ dedi ve ekledi: “Ülkemizdeki koşulların doğru olmadığını ve insanlarımızın mutlu olmadığını kabul etmek zorundayız.”

İngiltere, Hollanda, Belçika, Danimarka, Almanya, İsviçre ve Galler milli takımları ise Katar’ın cinsel kimlik politikalarını ve ayrımcılığını protesto etmek için gökkuşağı rengindeki OneLove kol bantları ile maça çıkmak istedi. Ama Fifa, bu davranışın sonucunun takım kaptanlarına gösterilecek sarı kart cezası olacağını açıkladı.

Bunun karşısında Almanya farklı bir protesto yaptı. Alman oyuncular, takımları adeta azarlayan ve tehdit eden FIFA'yı protesto etmek için Japonya maçından önce geleneksel dizilişte sıraya girdi ve 11 oyuncunun her biri sağ elleriyle ağızlarını kapatarak takım fotoğrafı çektirdi.

Bu arada Alman Futbol Federasyonu, Fifa’nın çeşitlilik ve insan hakları sembolünün kullanılmasını engellemesi ile ilgili olarak Lozan'daki uluslararası spor mahkemesi CAS'a dava açtığını açıkladı. Alman Milli Takımının kurumsal sponsorları olan Deutsche Telekom, Volkswagen, Adidas, Lufthansa ve Commerzbank da bu konuyla ilgili tepki vermeleri için kamuoyu baskısı altında.

Sivil güç olarak spor!

Spor toplumdan uzak değil. Tersine pek çok noktada adeta toplumun aynası. Dönüştürücü gücü ve etkisiyle de sadece rekabet ve taraftarlıkla değil, sosyal ve toplumsal konularla ilgili de net ve kritik bir rolü var.

Tarihte bu yönde toplumsal kırılma sağlamış pek çok spor aktivizmi örneğini görmek mümkün. Bundan sonra da bunun çoğalacağı ve yaratacağı etkilerle daha çok gündeme geleceği aşikâr…


Yorum Yap