person walking on fire
Photo by Ashutosh Sonwani on Pexels.com

Su sıcak, sen de gelsene!

0 Shares
0
0
0
0
0

Hava ısınıyor. Geçtiğimiz yüzyıldan beri küresel ısınma artışı ortalama 1,18°C’ye ulaştı. Bu yüzyıl içinde ısı artışının 1,5°C ile sınırlanması veya 2°C altında kalmasını sağlamak için insanlığın önünde çok detaylı ve radikal bir ‘yapılacaklar listesi’ var.

İşte örneği Paris İklim Anlaşması. Küresel ısınmaya karşı devletlerin attığı en önemli adımlardan biri olan Paris İklim Anlaşması’na, son olarak Türkiye’nin de eklenmesiyle, 192 ülke taraf olmuş durumda. Taraf olmak önemli ama esas belirleyici ülkelerin bundan sonra atacağı adımlar olacak.

İyi de, tüm bu kıyamet çağrıları sadece 1-2°C ortalama sıcaklık artışı için mi yapılıyor? Bakın, Türkiye’de 1997-2006 yılları arasında ortalama sıcaklık 13,4°C iken, 2007-2016 yılları arasında bu ortalama 13,9°C’ye yükselmiş. Yani, lafı bile edilmeyecek 0,5°C artış! Önemli mi?

Evet, önemli. Hem de çok! Olaya sadece rakamlardan baktığımızda konuyu net anlamak her zaman mümkün olmayabiliyor. Bu artışın rakamsal ifadesinden ziyade, yarattığı etkilerden bahsetmek ve bunları netleştirmek gerekiyor.

Isınmanın mekaniği aslında oldukça basit!

Atmosfer tıpkı bir sera gibi çalışır. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının neredeyse yarıya yakını yeryüzünden atmosfere geri yansır. Atmosferimiz, sera gazı olarak nitelendirilen karbondioksit (CO₂), metan, su buharı, ozon gibi gazlar sayesinde yeryüzünden yansıyan bu güneş ışınlarının bir kısmını tekrar yeryüzüne gönderir.

Bir battaniye işlevi gören sera gazları sayesinde yeryüzündeki ortalama sıcaklık, insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatını sürdürmesine imkân verecek düzeyde, yaklaşık 15°C’de kalır. Sera gazları olmasaydı, yeryüzünün ortalama sıcaklığı -18°C civarında olurdu.

Yani, sera gazı aslında canlılar için yaşamsal önemde. Ama elbette yapısı bozulmadığı sürece…

Sanayi devrimiyle birlikte başlayan fosil yakıt kullanımı ve değişen üretim modelleri atmosferdeki sera gazı yapısını değiştirdi. Ormansızlaştırma ve şehirleşmenin de etkisiyle, özellikle karbondioksit (CO₂) oranı yüzde 40 artış gösterdi.

Dolayısıyla, konuştuğumuz ısı artışının ana sebebi işte bu yoğun karbondioksit (CO₂) artışı. Atmosferdeki karbondioksit (CO₂) birikiminin en az 800 bin yıldır ulaştığı en yüksek düzeyde olduğu hesaplanıyor.

Isınmayı en fazla etkileyen sera gazı, su buharıdır. Ancak, su buharının atmosferde kalma süresi yalnızca birkaç günle sınırlı. Bununla birlikte karbondioksit (CO₂) çok daha kalıcı niteliğe sahip. Esas meselemiz de zaten bu! Karbondioksit atmosfere eklendikten sonra, uzun bir süre (300 ila 1000 yıl arasında) atmosferde kalıyor. İşte, bugün hararetle tartıştığımız düşük karbon ekonomisine geçiş konusunun kilit önemi tam da burada.

Küresel ısınma neden çok önemli? 

Atmosfer sıcaklığındaki değişiklikler, okyanus akıntıları ve eriyen buzullar doğada hızla birbirini takip eden bozulmalara yol açıyor. Tüm bu bozulmalar da gezegende birbirine bağlı tüm ekosistemi etkiliyor, yapısını bozuyor ya da değiştiriyor. Doğanın, binlerce yıllık düzenini alt üst ediyor.

Öyle ki, dünyanın yağmur ormanlarını yangına meyilli savanlara dönüştürecek düzeyde kuraklıkları tetikliyor. Hiç şahit olmadığımız sellere ve fırtınalara yol açıyor. Doğa, bozulan dengesini bulmak için her geçen gün daha da hırçınlaşıyor.

‘Hırçınlaşan’ doğanın etkilerini sağlam iklim modellemeleriyle tahmin etmek o denli önemli hale geldi ki, bu yıl iklim modelcileri Syukuro Manabe ve Klaus Hasselman, Nobel Fizik Ödülü'nü fizikçi Giorgio Parisi ile paylaştılar.

Okyanuslar çöküyor!

Okyanuslar, gezegenimiz için atmosfer kadar önemli; hatta birbirinden ayrılmaz bir bütünler. Okyanuslar dünyadaki en büyük karbon yutağı. Karadan on iki kat, atmosferden kırk beş kat daha fazla karbon içeriyorlar. Okyanuslar, bugüne kadar artan ısınmanın yüzde 93'ünü ve karbondioksit emisyonlarının yüzde 25'ini emdi. Yani, insan kaynaklı ısınma ve emisyonlarla bozulan dengeyi toparlamak için -canı pahasına- mücadele verdi.

Canı pahasına çünkü bu amansız mücadele, okyanusları hasta etti. Okyanus suyu sıcaklıkları arttı ve asitlenme başladı. Asitlenme, okyanuslarda karbonu tutmayı sağlayan birçok mikro organizmayı olumsuz etkiliyor. Bu da okyanusların karbon ve ısı tutan muhteşem sistemlerinin çökmesine sebep oluyor.

Dünyanın yüzde 70’ini kaplayan okyanusların, akıntı sistemleriyle iklim üzerinde etkisinin büyük olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekiyor. Elbette sadece küresel ısınma değil; hunharca yapılan avcılık, sanayi ve plastik kirliliği gibi yine beşer kaynaklı pek çok etmen de okyanusların hızla zarar görmesinde büyük rol oynuyor.

Sorumlu: İnsan

Dünyamız 4,5 milyar yaşında. Bildiğimiz modern insan formu 200.000 yıl önce evrimleşti. İlk uygarlık ise sadece 6.000 yıl önce kuruldu. Ve bugün tartıştığımız iklim sorunlarını başlatan endüstri devriminin çok değil, sadece 200 yıllık bir geçmişi var.

Yani, dünyanın varoluş takviminde toplu iğne başı kadar bile geçmişi olmayan insanlık, bugün gezegenin tüm ekosistemini bozarak, en büyük tehditleri yine kendi eliyle yaratmış durumda.

Dolayısıyla, hep söylediğimiz gibi; dünya aslında iklim krizi değil, insanlık krizi yaşıyor. Bilinçsizlik, vurdumduymazlık ve açgözlülük insanlığın bu sorumluluğu üstlenmesini engelliyor. Oysa sorunların çözümü için önce o sorunların varlığını ve sebeplerini kabul etmemiz gerekiyor. Yoksa kaybeden yaşlı dünyamız değil, yine insanlığın kendisi olacak…

Sahi, su giderek ısınıyor. Siz de gelsenize!


https://climate.nasa.gov

https://www.nationalgeographic.org

https://www.mgm.gov.tr

https://www.universetoday.com

?Too Darn Hot? Song by Ella Fitzgerald https://youtu.be/PlMWW4R1ZBM – Ella Fitzgerald / 

Yorum Yap