am outdoor sculpture in dongdaemun design plaza seoul south korea
Photo by Andrea De Santis on Pexels.com

Sürdürülebilir gelecek mi? Belki başka bahara!

0 Shares
0
0
0
0
0

Dünya, biraz iddialı olabilir ama, bugün yaşadığı sıkışmayı tarih boyunca belki de hiç yaşamadı. Ekonomik, siyasi, sosyal, çevresel sorunlar artık her geçen gün daha da büyüyerek insanlığın üstüne bir kara bulut gibi çöküyor. İşin sıkıntılı tarafı, bu çok katmanlı sorunların birbirine bağlı olması ve tümü için gerekli dönüşüm sağlanamazsa sistemin tepemize çökeceği gerçeği.

Pandemi temel yaşam pratiklerini yerle bir etti. Neredeyse tüm dünya azımsanmayacak bir süre kapandı. Sonrasında ekonomi, tedarik zincirleri, meşhur globalizasyon, iş yaşamı ve insan beklenti ve isteklerinde kırılmalar oldu. Bir yandan da gezegenin geleceği, çevre, sürdürülebilirlik gibi konular daha da yüksek sesle konuşulmaya ve gündeme gelmeye başladı.

Rusya-Ukrayna krizi, sorunlarla boğuşan dünyanın üzerine tüy dikti. Pandemi ile globalleşmenin sıkıntıları ve ülkelerin kendilerine yetebilme becerileri tartışmaya açılırken, kuzeydeki savaş dünyanın enerji ve gıda tedariğinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu ortaya koydu. Karbon, küresel ısınma, yeni enerji ve üretim politikaları üzerine nutuklar atan AB ülkeleri, Rusya’nın doğalgaz musluklarını kapatmasıyla sessizce eski ve kadim dostları olan fosil yakıtlara döndü.

Fransa, İtalya, Avusturya ve Hollanda, eski kömür santrallerini yeniden devreye sokma planlarını açıkladı. En iddialı çıkışı ise sanayi devi Almanya yaptı. Tam 21 kömür santralinin yeniden çalıştırılmasına ya da önümüzdeki iki kış için planlanan kapanış tarihlerinin ertelenmesine yönelik kapsamlı bir plan duyurdu. Avustralya ve Güney Afrika’dan Avrupa’ya kömür dolu şilepler yola çıkmaya başladı.

Bu arada, emisyonların azaltılmasına yönelik küresel taahhütlere rağmen, geçen yıl kömür için zaten rekor bir yıl oldu. Bu yıl da belli ki yeni rekorlar gelecek!

İnsanlığın enerjiye ihtiyacı var! 

Teknolojiler değişiyor. Ama insanlığın enerji ihtiyacı değişmiyor, tersine katlanarak artıyor. Kaynaklar da sınırlı. Son 200 yıldır kömür, petrol ve gaza dayalı enerji üretimi, bugün tamamen olamasa da, önümüzdeki dönemde ‘yeşil enerji’ ajandasıyla nadir metallere bağlı olacak gibi duruyor. Tıpkı sanayi devrimiyle birlikte fosil yakıtların yeni dünya düzenini belirlemesi gibi, daha yeşil ve dijital teknolojilerle gelişen bu çağın seyrini de nadir metaller ve buna sahip ülkeler belirleyecek. Yeni teknolojiler, yenilenebilir enerji sistemleri, elektrikli araç artışı tüm dünyada nadir metallere bağımlılığı artıracak.

Şimdiye kadar okul duvarlarındaki element tablosuna sıkışıp kalan ve yıllarca kimsenin dikkatini çekmeyen nadir metaller artık her yerde. Hibrid arabalarda, bilgisayar ve tabletlerde, yeni nesil rüzgar türbinlerinde, güneş panellerinde, füze savunma sistemlerinde, F-16 uçaklarında ve savaş gemilerinde bile artık nadir metaller kullanılıyor.

Avrupa, 2050 karbon nötr hedefine gidecekse, bugüne kıyasla 26 kat daha fazla nadir metallere ihtiyaç duyacak. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve elektrikli araçlar gibi çözümler tamamen nadir metallere bağlı. Sadece bunlar da değil. Dijitalleşme nedeniyle de talep ciddi artıyor.

Siyasi bir güç olarak nadir metaller!

Burada da ciddi bir tedarik jeopolitiği konusu var. Çin, dünyanın en büyük nadir metal üreticisi. Rusya ise dördüncü. Tıpkı bugün doğalgaz tedariğinde yaşandığı gibi, bu maddelerin de arz güvenliği dünyanın geri kalanı için çok önemli bir tehdit. Öyle ki, dünyanın şirazesinin kaydığı bu dönemde, ilkel savaş motivasyonunun son teknoloji ile desteklendiği kritik savunma sistemleri bile nadir metallere ihtiyaç duyuyor. Örneğin, ABD Virginia sınıfı bir denizaltının yapımında yaklaşık dört ton nadir metal kullanılıyor. ABD/AB ile Rusya/Çin kutuplaşmasının uç noktasında Çin’in arzını tamamen engelleyeceği nadir metaller konusunun yaratacağı krizleri bir düşünün!

Bir başka yaşamsal konu da nadir metallerin çıkartılmasında çevreye verilen ciddi zarar. Nadir metal madenciliği çok yüksek miktarda toksik ve radyoaktif malzeme üretiyor. Hepsi bu kadar değil. Bir ton nadir metalin arıtılması için en az 200 ton asitlerle doygun hale getirilmiş su kullanılıyor ve bu su çoğunlukla herhangi bir arıtmadan geçirilmeden nehirlere, toprağa ve yeraltı sularına karışıyor.

Çin, çevre hassasiyeti diplerde bir ülke olarak yüksek bir ekolojik bedel ödüyor. Bugün, Çin topraklarında ekilebilir arazilerinin yüzde 10'u metaller yüzünden kirlenmiş durumda. Yeraltı suyunun yüzde 80'i ise tüketime uygun değil. Bu ekolojik yıkım elbette sadece Çin’in değil, dünyanın problemi.

Gezegeni yok etmeye devam edelim!

Guillaume Pitron, ‘The Rare Metals War’ adlı kitabında, önümüzdeki otuz yılda “insanların son 70.000 yılda çıkardığından daha fazla maden çıkarması gerekeceğini” söylüyor. Sadece bu bile, gezegenin bugün zaten hastalıklı olan durumunu daha da akut hale getirebilecek bir tehdit.

Artık ‘idare etmek’ yerine tüm bu sorunları samimiyetle ele alarak yönetmenin vakti çoktan geldi de geçiyor bile. Ama insanlık bırakın sürdürülebilir gelecekle ilgili adım atmayı, bugünün temel endişeleri ile bundan 6 ay sonrası için bile öngörü yapmaktan ve harekete geçmekten çok uzak gözüküyor.

Böylece, son bir iki yılda ciddi ivmelenen sürdürülebilir sağlıklı gelecek adımları, bu gelişmelerle fazlaca patinaj yapacak ve sekteye uğrayacak gibi duruyor.


Yorum Yap