man digital illustration
Photo by Francesco Ungaro on Pexels.com

Sürdürülebilir gelecek bir ütopya mı?

0 Shares
0
0
0
0
0

İnsanlık bugün çok temel sorunlarını çözmekte zorlanırken, bir yandan da sürdürülebilir sağlıklı bir gelecek için gereken adımları atabilir mi?

Örneğin, Rusya’nın Ukrayna işgali ile ortaya çıkan insanlık trajedisinin bir diğer yüzünde küresel enerji ve yeşil dönüşüm meselesi var.

Geçtiğimiz yıl Glasgow’da COP26 toplantılarında kömürü sınırlama konusunda naralar atan ülkeler, bugün Rusya’nın Ukrayna işgalinden kaynaklanan global enerji krizine nasıl önlem alıyor? Kömür ve nükleer, bu işler toparlanana kadar ‘kırmızı’ listeden çıkartılıyor mu?

AB üyesi 27 ülkenin en fazla petrol ithal ettiği ülke Rusya. Bu ülkeler, şu anda doğal gazının yaklaşık yüzde 45'ini ve petrolünün dörtte birinden fazlasını temin ettiği Rusya'yla karşı karşıya. Rus petrol ve gazından vazgeçmenin yollarını arıyorlar.

Peki, bu arayış Avrupa'nın tahmin edilenden daha önce yeşil enerjiye geçişini sağlar mı? Zor! Zaten dünya enerjisinin yüzde 80’i hala fosil yakıtlardan sağlanıyorken, yenilenebilir enerji kaynaklarına bu kadar hızlı bir geçişin mümkün olmadığı ortada. Üstelik çok da maliyetli.

Tersine, doğalgaz tedarikinde sıkıntı çeken ülkelerin kömür kullanımını artırması, hatta doğalgaz ile çalışan santralleri kömüre dönüştürmesi; ötesinde zaten başlayan nükleer yatırımların daha da hız kazanması söz konusu. Peki, küresel ısınmayı 2050’ye kadar 1,5°C ile sınırlama hedefleri ne olacak?

İklim krizinden cinsiyet eşitliğine!

Sadece iklim krizi değil elbette. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde de dünyanın karnesi benzer bir durumu işaret ediyor.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Küresel Cinsiyet Eşitsizliği 2021 raporunda dünyanın cinsiyet eşitliğine ulaşmasının bir önceki tahminindeki gibi 99,5 değil 135,6 yıl süreceğini öngörüyor.

Bu 36 yıllık gerileme, raporun ilk yayımlanmaya başladığı 2006 yılından bu yana görülen en büyük gerileme.

Yani, bugün itibariyle eğitim, iş, toplumsal ve siyasi hayat gibi çok temel alanlarda kadınlara gerçek fırsat eşitliği tanınmaya başlansa, tam 136 yıl sonra gerçek anlamıyla kadın-erkek eşitliği sağlanmış olacak. Utanç verici değil mi!

Devam edelim…

2050 yılına kadar dünya nüfusu yaklaşık 10 milyar olacak. Bu devasa nüfusun yüzde 57 daha fazla elektriğe, daha yüzde 40 fazla suya ve yüzde 75 daha fazla yiyeceğe ihtiyaç duyacağı öngörülüyor.

Küresel olarak ürettiğimiz gıdanın yaklaşık üçte birini israf ediyoruz. Su kaynaklarını sorumsuzca tüketiyoruz. Daha mevcut enerji talebini bile yeşil enerji kaynaklarıyla sağlayamıyorken, artan talebi nasıl karşılayacağımız ise büyük bir soru işareti…

Ya eşitlik? Dünya nüfusunun en zengin yüzde 10'u küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 45'inden sorumlu. Ancak, çevresel etkiler açısından en fazla risk altında olan, evlerini ve geçim kaynaklarını en az koruyabilen ve en yoksul olanlar. 2030 yılına kadar yaklaşık 700 milyon insanın yoğun su kıtlığı nedeniyle göçe zorlanacağı tahmin ediliyor.

Üretim ve tüketim modellerinin tüm kaynakları sorumsuzca tükettiği artık kaskatı bir gerçek. Dünyada 1,5 milyar kişi fazla kilolu veya obez, 1 milyardan fazla kişi ise açlık sınırında. Her yıl okyanuslara atılan plastik tam 8 milyon ton. Her hafta, her birimiz 5mg mikro plastik yiyoruz; çocuklarımıza yediriyoruz.

Problem: İnsanlık

Dünya üzerinde bugün tartıştığımız her mesele insan kaynaklı. Dolayısıyla, meselemiz kendimizle; yani insanlıkla.

Savaşlarla kendimize yeni trajediler yazar ve ‘insanlığımızdan’ kaybederken, kendi yarattığımız ama göz ardı ve hasır altı ettiğimiz küresel sorunlarımızla da geleceğimizi yok ediyoruz.

İnsanlık adına en acı konuları bile normalleştirme becerimiz, utanma duygumuzun en diplerde bir yerlere itilmesine yol açıyor. Rusya’nın Ukrayna işgali ile verilen savaşta binlerce insan ölürken, global piyasalar durumu kendi dinamiklerinde iyimserleştirip, rallilere hazırlanıyor. Ölümlere rağmen birileri için kazanç hep ama hep devam ediyor.

Durum iç karartıcı. Ama bu, sorumluluğumuza engel değil!

Karanlık bir tablo var önümüzde. Ama bu, tüm sorumluluklarımıza daha da sıkı sarılmamız için önemli bir sebep.

Çocuklarımızın geleceği için bugünden harekete geçmemiz gerekiyor. Her şey bireyden ve aileden başlıyor. Atacağımız bireysel adımların, çevremizi de dönüştürücü etkisi olacak.

Bireysel her bir adım; insanlığın o ardına saklandığı parlak iki yüzlülüğünü bir kenara koyarak, ortak bir duyarlılık ve farkındalık oluşması için katkıda bulunacak. Ufak da başlasa, çabalar birleşerek büyüyecek. Etkisi güçlenecek.

Eğer bizler bunu yapmazsak, çocuklarımızı bugünden çok daha zor bir gelecek bekliyor.

Yorum Yap