wide road with street lights
Photo by Alex Fu on Pexels.com

Yukarıya değil ileriye bak!

0 Shares
0
0
0
0
0

Bir asteroit Dünya’ya doğru hızla geliyor olsaydı ne olurdu? Cevap, asteroit ve insanlık açısından değişir!

Asteroit açısından bakacak olursak, yüksek çarpma ihtimaliyle Dünya’ya zarar verecek bir tehdit olarak direkt, koşulsuz ve tartışmasız ilerlemesini sürdürürdü. Sonunda çarpardı. Basit ve acısız…

İnsanlık açısından bakacak olursak cevap bu kadar net ve keskin değil. Tüm bilimsel doğrulara rağmen, Dünya’ya çarparak zarar vereceği mutlak bu tehlike ile ilgili olarak muhtemelen birbirine taban tabana zıt yorumların, görüşlerin, bilgilerin uçuştuğu ve her konuda olduğu gibi kutuplaşmalara şahit olduğumuz bir durum ortaya çıkardı. Dramatik, trajik, acılı ve acınası…

Doğanın gizli ajandası yok!

Doğa ile insan arasında temel bir fark var. Doğanın arka tarafta çalışan gizli bir ajandası yok!

Oysa insan öyle değil! Her hareket ve davranışının arkasında açık ya da gizli bir ajanda var. Üstelik, ağır manipülasyon becerilerine sahip.

Tıpkı ‘Don’t Look Up’ filminde Dünya'ya doğru yaklaşan öldürücü kuyruklu yıldız üzerinde keskin ölüm/yaşam düzleminde dahi rezil ajandalara göre mutlak gerçeğin bile güç sahipleri tarafından manipüle edilmesi gibi…

Filmdeki öldürücü kuyruklu yıldız, iklim krizi ile ilgili olarak insanlığın durumunu ortaya koyan güçlü bir metafor. Film, bir yandan insanların gerçeği bilmesini/öğrenmesini imkânsız kılan siyaset/medya/sistem eleştirisi yaparken diğer yandan da ciddi konularda dahi ilgisiz olanları duyarlı olmaya zorlamanın zorluğunu gözler önüne seriyor.

İklim krizi bir iletişim sorunudur!

İnandığım şeyi tekrar edeyim. İklim krizi ve çevre ile ilgili olarak bilim insanlarının misyonunu yerine getirdiğini, artık insanları harekete geçirmek için esas görevin iletişimcilerde olduğunu düşünüyorum.

Nedeni de basit! Birini önemli bir konuda fikrini değiştirmeye ikna ederken, ne söylendiğinden ziyade nasıl söylendiği önemlidir. Burada iç görüler devreye girer. Bir kişi saldırıya uğradığını, kendisine saygı duyulmadığını ve küçümsendiğini hissederse ya da korkarsa kendini kapatabilir. Dolayısıyla, en rasyonel, doğru ve yaşamsal argümanları dahi reddedebilir.

İnsanlar rasyonel değildir. Uygun olmayan bir şekilde ve yabancılaştırarak sunulan ‘doğrulardan’ ziyade ikna edici bir sesin ‘yanlışlarını’ kabul etmeye yatkın olabilirler. Tarihimiz bunun trajik örnekleriyle dolu!

İletişimciler, iklim değişikliği hakkındaki duyguları dile getirmenin, adlandırmanın, işlemenin ve bunları günlük hayata entegre etmenin yollarını yaratmaya yardımcı olabilir. Bireysel, sosyal ve politik dönüşüm için gereken kolektif farkındalığı ve bilinci sağlayıp, eylemi tetikleyebilir. Üstelik, tüm güç odaklarının manipülatif ajandalarına rağmen…

Şimdi gerçekten yukarıya bakın: DART

‘Don’t Look Up’ hayali bir siyasi hiciv olarak keskin bir eleştiri yapıyor. Dünyaya doğru gelen ve insanlar için yaşamsal bir tehdit olan kuyruklu yıldız üzerinden hikâye anlatıcılığı yapıyor.

Oysa, bu hikâyenin gerçek yaşamda karşılığı var. NASA, Dünya’ya yaklaşabilecek asteroitleri yörüngesinden saptırabilmek için DART (Double Asteroid Redirection Test) projesini başlattı. DART, dünyanın ilk gezegen savunma testi görevi olacak.

NASA, bu amaçla DART aracını Didymos asteroidine doğru 24 Kasım 2021’de fırlattı.

325 milyon dolarlık DART görevinin bir tür kamikaze görevi olduğunu söyleyebiliriz. 500 kg ağırlığındaki bu araç Didymos’un uydusu olan Dimorphos’a çarpacak. Böylesine bir çarpışmanın Dünyamızı savunmak konusundaki etkisini görebilmek için çarpma tarihi olan 26 Eylül 2022’yi beklememiz gerekecek.

Yenisini beklemeye gerek yok, tehdit zaten önümüzde!

Araştırmalara göre, 140 metreden daha büyük -bilinen- hiçbir asteroitin önümüzdeki 100 yıl boyunca Dünya'ya çarpma ihtimali yok.

Oysa, iklim krizi gibi artık kritik noktaya gelmiş sorunlarımız için 100 yıl gibi -rahat- bir süremiz yok. Evet, iklim değişikliği, çevre problemleri büyük bir asteroitin dünyaya çarparak, dinozorları yok ettiği gibi, tüm insanlığı yok edebilecek epik bir tehlike değil. (en azından şimdilik)

Ama bu, küçümsenecek bir konu da değil.

İklim değişikliği sonucu eriyen buzullarla su seviyesinde yükselmeleri, böylece su altında kalacak bölgeleri ve şehirleri, kuraklık ve içme suyu problemlerini, tarım alanlarının yok olmasını; bunların tetikleyeceği iklim göçlerini, politik ve sosyal kırılmaları, olası savaşları, artan eşitsizlik ve adalet gibi konuları düşündüğümüzde, insanlık adına uzun ve çok acılı günlere gebe kalabiliriz.

Dolayısıyla, önümüzde belirgin duran sorunlara çözüm bulmak için çalışmak, dönüşüm için bireysel çaba gösterirken; politika yapıcılar, kurum ve kuruluşlar, organizasyonlar için de talepkâr olmak yapabileceğimiz en pragmatik yol gibi duruyor.

#ŞimdiHareketeGeç


Yorum Yap