İnsan ve Gelecek

Geleceği kim yağmaladı?

20 Tem 2026·6 dk
Geleceği kim yağmaladı?
Sesli dinle

Ocak 2026. Teksas, Starbase. Elon Musk, ABD Savaş Bakanı'na ve Pentagon kurmaylarına sunum yapıyor. "Star Trek'i gerçek yapmak istiyoruz." Büyük uzay gemileri, yıldızlara yayılan insanlık, Yıldız Filosu Akademisi. Salon etkileniyor.

Küçük bir ayrıntı dışında her şey yerinde. Star Trek'in Federasyonu, paranın kaldırıldığı, kapitalizm sonrası bir dünyadır. Gene Roddenberry o evreni kâr ve askeri üstünlük için değil, bilginin kendisi için keşfe çıkan bir insanlık üzerine kurmuştu. Musk gemileri aldı, dünyayı kapıda bıraktı.

Bu sahne bir anekdot değil, bir eşiğin fotoğrafı.

İnsanlık uzun süre aynı türden yağmayı konuştu. Toprak yağmalandı. Ormanlar kesildi. Madenler çıkarıldı. Nehirler kurutuldu. Sonra görünmeyen kaynaklar keşfedildi. Veri toplandı. Dikkat satıldı. Mahremiyet metalaştı.

Şimdi bunların hepsinden daha derin bir eşikteyiz. Çünkü ilk kez geleceğin kendisi ekonomik bir varlığa dönüşüyor. Kastettiğim kehanet değil. Gelecek zamanın kendisi de değil. Kastettiğim, bir toplumun yarını birlikte hayal edebilme kapasitesi.

Bugün yağmalanan tam olarak bu.

İklim krizini çoğu zaman karbon üzerinden anlatıyoruz. Oysa karbon yalnızca muhasebedir. Asıl mesele ise zamanın ekonomisi. Atmosfere salınan her ton karbon, bugünün refahını yarına borç yazar. Henüz doğmamışların yaşam alanından bugüne çekilmiş bir kredidir. Bu yüzden iklim krizi yalnızca bir çevre sorunu değil, bir gelecek yönetimi krizidir.

Yapay zekâ da benzer bir mantıkla ilerliyor. Bugün trilyonlarca dolar algoritmalara değil, belirli gelecek hikâyelerine yatırılıyor. Genel yapay zekâ, Mars kolonileri, uzun ömür endüstrisi, sanal evrenler, dijital ölümsüzlük. Teknoloji şirketleri ürün geliştirmiyor, gelecek senaryolarını sermayeleştiriyor.

İşte bu yüzden iklim ile yapay zekâ birbirinden kopuk iki başlık değil. İkisi de aynı ekonomik rejimin iki yüzü. Biri doğal müşterekleri özelleştiriyor, diğeri geleceğin müştereklerini.

Gelecek tasavvuru bir müşterektir. Müşterekler gibi çitlenebilir. Ve iklim krizi ile yapay zekâ yarışı, aynı çitlemenin iki ayrı şantiyesidir.

Gelecek kamu malı mıdır?

İktisatçıların kamu malı tanımı iki koşula dayanır. Rekabetsizlik ve dışlanamazlık. Soluduğum hava sizin payınızı azaltmaz, deniz fenerinin ışığından kimse mahrum bırakılamaz.

Gelecek tasavvuru bu tanıma şaşırtıcı ölçüde uyar. Benim daha yaşanabilir bir dünya hayal etmem, sizin hayal etme kapasitenizden bir şey eksiltmez. Ve kimse, ilkesel olarak, bir başkasının zihnindeki yarını yasaklayamaz. Bu anlamda gelecek sokak lambası gibidir. Herkesin üstüne düşer, kimsenin cebine girmez. Gelecek de aslında bir müşterektir.

Ama burada bir tuzak var. Hayal etme kapasitesi sınırsızdır ama hayal etme zemini değil. Bir toplum geleceği tek tek zihinlerde değil, ortak anlatılarda kurar. Romanlarda, filmlerde, siyasi programlarda, yatırım tezlerinde, iklim senaryolarında. Ve bu ortak zemin, dikkat denen kıt kaynağa bağlıdır. Dikkat kıtlaştığı anda kamu malı sessizce meraya dönüşür. Hâlâ herkese açıktır ama artık rekabet vardır. Bir vizyon ne kadar çok yer kaplarsa, ötekine o kadar az otlak kalır.

Ve meralar, tarihin bize öğrettiği gibi, çitle çevrilebilir.

18. yüzyıl İngiltere'sinde ortak araziler parlamento kararlarıyla tek tek özel mülke dönüştürüldü. Karl Polanyi'nin Büyük Dönüşüm'de anlattığı o süreç, köylüyü topraktan koparıp emek piyasasına sürdü. Çitleme hareketinin dehası, açık şiddete nadiren başvurmasıydı. Hukuk, kadastro ve verimlilik söylemi yetti.

Bugün hayal gücü meralarında benzer bir kadastro çalışması yürüyor. Kimse alternatif gelecekleri yasaklamıyor. Sadece bir avuç "vizyon" (Mars kolonisi, genel yapay zekâ, transhümanizm, dijital ölümsüzlük) sermayenin, medyanın ve dikkatin neredeyse tamamını kaplayacak kadar büyütülüyor. Çit görünmüyor ama merada otlayacak yer de kalmıyor.

Hayal nasıl fiyatlanır?

Peki çitleme tam olarak nasıl işliyor? Yasakla değil, fiyatlamayla.

Piyasalar geleceği bilemez ama ona dair inandırıcı hikâyeler satın alır. Bir şirketin piyasa değeri çoğu zaman bugünkü üretim kapasitesinden çok, geleceğe dair anlattığı hikâyenin fiyatıdır. Mars anlatısı SpaceX'in değerlemesini taşır. Metaverse anlatısı bir isim değişikliğini on milyarlarca dolarlık yatırım kararına çevirir.

Sorun şurada başlar. Bir hayal fiyatlandığı anda doğası değişir. Goodhart Yasası'nın hayal gücü versiyonuyla karşı karşıyayız. Hedef haline gelen ölçüt nasıl ölçüt olmaktan çıkarsa, değerleme haline gelen vizyon da vizyon olmaktan çıkar. Artık sorgulanabilir bir olasılık değil, korunması gereken ekonomik bir varlıktır. Alternatif gelecekler entelektüel zenginlik olmaktan çıkıp, bilanço riskine dönüşür. Mars anlatısına yatırılmış yüz milyar dolar varken, "belki de yaşlanan bir nüfusta bakım emeğini yeniden örgütlemek daha acildir." cümlesi bir fikir değil, alay konusu olacak bir pozisyondur.

Yıllardır savunduğum bir tez var. Kurumsal dünyada asıl iktidar, neyin doğru olduğuna değil, neyin makul sayılacağına karar verme gücüdür. Makullük tekeli, radikal öneriyi yanlışlamaz. Ama gülümseyerek hafife alır ve gündemden düşürür. Yanlışlamak zahmetlidir. Makul-dışı ilan etmekse bedava.

Geleceğin yağmalanması, bu tekelin hayal gücü alanındaki şubesidir. Bakın. Mars'ta bir milyon kişilik koloni kurmak "vizyoner" sayılıyor ama örneğin dört günlük çalışma haftası önermek "romantik". Bilinci buluta yüklemek ciddi konferanslarda panel konusu ama daha yaşanabilir bir kent ve toplum dokusu "nostaljik iyimserlik".

Aradaki fark teknik fizibilite değil. Fark, sermayenin arkasında durduğu hayalin otomatik olarak "makul gelecek" statüsü kazanması, diğerlerinin ispat yükü altında ezilmesidir.

Sermaye hangi hikâyeyi satın aldıysa, makullük onun arkasından gelir. Teknoloji şirketleri artık yalnızca piyasaları değil, geleceğin dilini de satın alıyor.

Meranın kuralları

Ali Rıza Taşkale'nin spekülatif anlatıların teknoloji elitlerince nasıl silahlaştırıldığına dair çalışmaları tam burada önemli bir kapı açıyor. Ama mesele yalnızca bilimkurgunun kötüye kullanılması değil. Sorun daha yapısal. Bilimkurgunun bir sahibi yok. Geleceğin de yok. Tam da bu yüzden ilk çiti çeken kazanıyor. Çünkü müştereklerin en kırılganı, sahipsiz bırakılanıdır.

Bu yüzden Elinor Ostrom'un müşterekler teorisi bana artık yalnızca suyu ya da ormanı anlatmıyor. Hayal gücünü de anlatıyor. Ostrom'un söylemi, müştereklerin iki bilinen kaderin (devletleştirme ile özelleştirmenin) dışında bir üçüncü yolla yönetilebileceğiydi. Kullanıcıların kendi koyduğu, çok merkezli kurallar. Geleceği ne devlete bırakabiliriz ne teknoloji şirketlerine. Çünkü ikisi de tek merkezli tahayyül üretir.

İhtiyacımız olan, çok merkezli bir gelecek ekolojisi. Peki bu neye benzer?

Bir an hayal edin. Yıl 2040, bir Akdeniz kenti. Su, mahalle meclislerinin yönettiği bir müşterek. Kuraklık aylarında kota kararını şirket değil, kurayla seçilmiş yurttaş kurulu veriyor. Çalışma haftada dört gün. Beşinci günse çocuklara, yaşlılara, toprağa bakım günü.

Bu paragrafı okurken içinizden "naif" kelimesi geçtiyse, durun. Makullük tekeli tam şu anda, sizin zihninizde de çalıştı. Mars kolonisine gülümseyen aynı zihin, mahalle meclisine kaşını kaldırdı. İşte gelecek yağması budur. Çit dışarıda değil, içeride.

Bu hayalin şantiyeleri de mütevazı ama gerçek. Belediyelerin gelecek laboratuvarları, iklim kurgusu fonları, bağımsız bilimkurgu, kamusal yapay zekâ araştırmaları, okullarda spekülatif tasarım, açık kaynak dünya kurma projeleri. Çünkü müşterekler yalnızca korunmaz. Üretilir.

Belki de gelecek zaten hiçbir zaman kamu malı olmadı. Her çağın geleceğini o çağın güçlüleri yazdı. İmparatorluklar medeniyeti, sanayi burjuvazisi ilerlemeyi tekelleştirdi. Bugün olan yeni bir yağma değil, yağmanın el değiştirmesi.

Ama bir şey değişti. İklim krizi, gelecek tasavvurunu lüks olmaktan çıkarıp altyapıya dönüştürdü. Karbon bütçesi gibi hayal bütçesi de daralıyor. Önümüzdeki otuz yılın kurumlarını bugün hangi geleceğe göre inşa edeceğimiz, edebi bir soru değil, bilanço sorusudur.

Kasım'da Antalya'da toplanacak COP31, teknik bir müzakere gibi görünebilir. Aslında orada pazarlık edilen de bu olacak. Yani, hangi geleceğin "makul" sayılacağı, hangisinin dipnota düşeceği.

Yapay zekâ regülasyonları da yalnızca teknoloji düzenlemesi değil. Geleceğin hangi aktörler tarafından yazılacağının hukuki pazarlığı.

Yanlış soru

O yüzden başlıktaki "Geleceği kim yağmaladı?" belki de yanlış soru. Çünkü bizi suçlu aramaya yöneltiyor. Starbase'deki sahnede adamı değiştirin, sahne yine değişmez.

Oysa asıl mesele fail değil, sistem. Toprağı çitleyen de buydu. Veriyi metalaştıran da. Dikkati piyasaya dönüştüren de. Şimdi aynı sistem, geleceği de fiyatlanabilir bir varlığa çeviriyor.

Belki de çağımızın en büyük politik meselesi iklim değildir. Yapay zekâ da değildir. İkisi de daha büyük bir sorunun belirtileridir.

Asıl mücadele, geleceğin müşterek kalıp kalmayacağı üzerinedir. Çünkü gelecek, kimsenin mülkü olmaktan çıktığı gün değil, birilerinin bilançosuna girdiği gün yağmalanmaya başlar.

 

Metinde tasvir edilen gelecek meralarının çitlenmesi ve müşterek anlatıların sermayeleştirilmesi süreci, temelinde bir dikkat madenciligi operasyonudur. Toplumun ortak yarınları hayal etme kapasitesinin kısıtlı bir dikkat kaynağına bağlanması, bu kıt kaynağı işleyen teknoloji devlerinin geleceği kendi bilançolarına dahil etmesine olanak tanır. Bu örüntü, Dikkat Madenciliği kavramıyla doğrudan örtüşür.

Analiz Özeti ve Çıkarımlar

Yazının kısa özeti ve okurun bu metinden çıkarması gereken temel önermeler.

Özet
  • Teknoloji devleri ve sermaye, geleceği bir kamu malı olmaktan çıkarıp şirket bilançolarına dahil edilen ekonomik bir varlığa dönüştürmektedir.
  • İklim krizi ve yapay zekâ yarışı, geleceğin hayal edilme kapasitesini daraltan ve 'çitleyen' aynı ekonomik rejimin iki farklı şantiyesidir.
  • Mars kolonileri gibi sermaye destekli vizyonlar 'makul' kabul edilirken, toplum yararına olan alternatif gelecek kurguları sistematik olarak marjinalleştirilmektedir.
  • Gelecek tasavvuru, Elinor Ostrom'un müşterekler teorisi bağlamında su ve orman gibi korunması ve çok merkezli yönetilmesi gereken bir kaynaktır.
  • Çağımızın en büyük politik mücadelesi, geleceğin kimsenin mülkü olmadığı bir müşterek mi yoksa sermayenin bir yatırım aracı mı olacağıdır.
Temel Çıkarımlar
  1. Gelecek, bir toplumun yarını birlikte hayal edebilme kapasitesi olarak tanımlanan en temel kolektif müşterektir.
  2. Sermaye, hangi gelecek senaryolarının makul sayılacağına dair bir tekel oluşturarak alternatif hayalleri 'romantik' veya 'nostaljik' ilan eder.
  3. İklim krizi sadece bir çevre sorunu değil, bugünün refahı için gelecekteki yaşam alanlarından çekilmiş bir kredi ve yönetim krizidir.
  4. Teknoloji şirketleri artık sadece ürün geliştirmiyor, belirli gelecek hikâyelerini fiyatlayarak spekülatif anlatıları sermayeleştiriyor ve silahlaştırıyor.
  5. Geleceğin yağmalanmasına karşı çözüm, hayal gücü meralarını ne devlete ne şirketlere bırakmayan çok merkezli bir gelecek ekolojisi kurmaktır.

Ana Kavramlar

Yazıda geçen kavramların sözlük tanımları.

Kaynakça ve Atıf

Yazıda kullanılan raporlar ve akademik kaynaklar.

Bu Yazıda Öğrenecekleriniz

Bu yazıyı okuyunca aşağıdaki soruların cevaplarına sahip olacaksınız.

  • Gelecek neden bir kamu malı olarak görülmelidir?
  • Hayal gücü meralarının çitlenmesi ne anlama gelir?
  • Sermaye geleceği nasıl fiyatlandırır ve makulleştirir?
  • İklim krizi ve yapay zekâ arasındaki yapısal bağ nedir?
  • Geleceği müşterek olarak korumak nasıl mümkündür?

Bu yazıyla en çok ilişkili üç deneme ve geçtiği kavramların tanımları.

  1. Bayram ve kaybolan ortak zaman 01 · İnsan ve Gelecek

    Bayram ve kaybolan ortak zaman

    Bayram kültüründeki dönüşüm aslında modernleşme hikâyesinin gündelik hayattaki yansıması. Değişen yalnızca alışkanlıklarımız değil. Zamanla, mekânla, aileyle, toplulukla ve hatta insan ilişkilerinin anlamıyla kurduğumuz ilişkinin kendisi de

  2. Yalnızlık A.Ş.02 · İnsan ve Gelecek

    Yalnızlık A.Ş.

    Modernite bizi birbirimize muhtaç olmaktan kurtardı. Yerine yeni bir açlık koydu. Gerekli olma açlığı. Yalnızlık ekonomisi bu açlığı buldu, paketledi, fiyatladı. Yüksek bir bedelle de bize satıyor.

  3. Yalnızlık ekonomisi03 · İnsan ve Gelecek

    Yalnızlık ekonomisi

    İnsanlık tarihinin en ‘bağlantılı’ çağındayız. Sürekli çevrimiçiyiz. Ekranlarla yaşıyoruz. Yer, mekân ve zamandan bağımsız, aynı anda onlarca kişiyle konuşabiliyoruz. Ama tam da bu ortamda ‘yalnızlık’ küresel ölçekte büyüyor. Üstelik bu art

İlgili Kavramlar

Kavram sayfalarında tanım, bağlam ve ilgili yazılar bir arada.

İlgili İçerikler

Bu yazının ilişkilendiği kavram, kitap, konuşma, podcast ve raporlar.

İlgili Kitaplar

3

İlgili Konuşmalar

3

İlgili Podcast Bölümleri

3

İlgili Raporlar

4
  • International Labour Organization (ILO)2026
    ILO Research Repository — Labour, AI and the Future of Work

    ILO araştırma deposundan alınan bu çalışma, yapay zeka ve otomasyonun iş gücü piyasaları, istihdam kalitesi ve sosyal koruma üzerindeki etkilerini inceliyor. İnsan odaklı bir geçiş için politika önerileri geliştiriyor.

  • REN212025
    Renewables 2025 Global Status Report

    Yenilenebilir enerji piyasaları, politikaları, yatırımları ve teknoloji eğilimlerinin tek küresel kitle-kaynaklı yıllık panoraması; 20. yıl özel sayısı.

  • UN News (summary of UNU report)2026
    AI's environmental costs threaten water, land and climate

    BM Haberleri, UNU raporunu özetleyerek yapay zekânın su, arazi ve iklim üzerindeki artan çevresel maliyetlerine dikkat çekiyor.

  • International Energy Agency2025
    World Energy Outlook 2025

    IEA'nın amiral yıllık küresel enerji analizi; jeopolitik dalgalanmalar ortasında enerji güvenliğini merkeze alıyor, 2050'ye kadar talep, arz, yatırım ve emisyon senaryolarını modelliyor.

Paylaş